SEDDK Başkanı Davut Menteş, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde son günlerde hem katılımcı sayısı hem de fon büyüklüğü bakımından pozitif bir hareket görüldüğünü açıkladı.
BES fonlarının 3 trilyon lirayı aşması bekleniyor
Sigorta Haftası Zirvesi’nin açılışında konuşan TSB Başkanı Ahmet Yaşar, etkinliğin bu yıl “Dört Element. Tek Güvence” mesajıyla düzenlendiğini belirtti.
Zirvede değerlendirmelerde bulunan Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş, BES’teki olumlu gelişmenin hem katılımcı hem de fon büyüklüğü tarafında görüldüğünü söyledi.
Menteş, sunumunda yıl sonu için 5,5 trilyona varan aktif büyüklük tahminine işaret ederek, “Finans kesiminin 2 numaralı oyuncusuyuz. Bunun 4 trilyon liraya yakını da likit pozisyonlardan oluşuyor. Yüzde 41’e yakın bir büyüme bekliyoruz” dedi.
Prim üretiminin yüzde 40’a yakın artışla 1,7 trilyona ulaşacağını öngören Menteş, şu ifadeleri kullandı: “Öz kaynaklarımız, 660 milyar liraya yaklaşacak yıl sonunda. Bireysel Emeklilik Sistemimizin 3 trilyon lirayı aşacağını ve öz kaynak karlılığının da yine geçen yıllarda olduğu gibi yüzde 45 seviyelerinde gerçekleşeceğini söyleyebiliriz. Hasar prim oranında bir miktar iyileşme bekliyoruz, yüzde 67 gibi. Bütün göstergeler, normal seviyelerde ve bir miktar iyileşmeyle birlikte, reel iyileşmeyle birlikte normal seviyelerde görülmekte. Planladığımız ve hedeflediğimiz şekilde ilerlemekteyiz.”
Hasar süreçlerine yönelik denetim vurgusu
Geçen yıl denetim açısından yoğun ve zorlu bir dönem yaşandığını, ancak sonuçların memnuniyet verici olduğunu belirten Menteş, hasar süreçlerine müdahil olan illegal yapılanmalarla mücadelenin en önemli denetim başlıklarından biri olduğunu ifade etti.
Menteş, sigortacılığın bir güven sektörü olduğunu vurgulayarak, bu güvenin en kritik biçimde hasar aşamasında sınandığını ve şirketlerin hasarları adil ve hızlı şekilde karşılamasının temel gösterge niteliği taşıdığını söyledi.
Sigorta sektöründe 2030 hedefi 50 milyar dolar
TSB Başkanı Ahmet Yaşar, toprak, su, hava ve ateşin yaşamın ve üretimin temel unsurları olduğunu, aynı zamanda deprem, sel, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskleri hatırlattığını belirtti. Risklerin daha karmaşık hale geldiğini söyleyen Yaşar, sigortacılığın yalnızca hasar sonrasında ödeme yapan bir alan olarak kalamayacağını kaydetti.
Yaşar, “Hasarı ödemekten riski yönetmeye, riskten dayanıklılığa geçmek zorundayız.” derken, 2026 yılının ilk 8 ayında prim üretiminin 972 milyar liraya ulaştığını açıkladı. Sigorta ve emeklilik sektörünün ekonomiye sağladığı fonun 3,6 trilyon lira seviyesinde olduğunu belirten Yaşar, 2030 yılında 50 milyar dolarlık prim üretimi hedefinin yalnızca büyüklük artışı anlamına gelmediğini, Türkiye’nin koruma açığının azaltılmasını amaçladığını söyledi.
“Resmi açıklamalar esas alınmalı”
Güven unsurunun sektör hedeflerinin temelinde yer aldığını ifade eden Yaşar, son günlerde bazı şirketlerle ilgili yaşanan gelişmelerin şirketlerin yönetimi, mali yapısı veya sigortacılık faaliyetleriyle ilgili olmadığının doğru anlaşılması gerektiğini belirtti.
Yaşar, düzenleyici otoritenin resmi açıklamalarının süreçlerin kapsamını ve sigortacılık faaliyetleri bakımından durumu ortaya koyduğunu aktararak, “Bu gelişmelerin şirketlerimizin yönetimine, mali yapısına veya sigortacılık faaliyetlerine ilişkin olmadığının doğru anlaşılması önemli. Düzenleyici otoritemizin resmi açıklamaları, süreçlerin kapsamını ve sigortacılık faaliyetleri açısından durumunu ortaya koyuyor.” dedi.
Söylentiler veya ticari kaygılar yerine yetkili kurumların açıklamalarının izlenmesi gerektiğini vurgulayan Yaşar, kapsamı aşan yorumların sektörün geneline yönelik sonuçlara bağlanmasının vatandaşların sigortacılığa duyduğu güvene zarar verebileceği uyarısında bulundu.
Yaşar, veri paylaşımı, teknik çalışmalar, bilgilendirme ve uygulama başlıklarında sorumluluk almaya hazır olduklarını belirterek, Eylül 2026’da Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuruların geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,36 azaldığını açıkladı. Bu verinin önemli bir öncü gösterge olduğunu söyleyen Yaşar, tek bir aylık veriden kesin sonuç çıkarılmaması gerektiğini, ancak hasar süreçlerindeki iyileşme açısından gelişmenin izlenmesi gerektiğini ifade etti.
Güçlü bir sektörün yalnızca bilançoların sağlamlığıyla değil, süreçlerin sağlıklı işlemesiyle de mümkün olduğunu belirten Yaşar, hasar üzerinden yetkisiz ve haksız kazanç elde etmeye çalışan yapılara karşı mücadelenin bu yaklaşımın önemli bir parçası olduğunu söyledi.
Yaşar, “Türkiye Sigorta Birliği ve üyelerimiz olarak, SEDDK’nin sektörümüzün mali sağlamlığını, piyasa disiplinini ve vatandaşlarımızın haklarını korumaya yönelik bu bütüncül yaklaşımının ve yürüttüğü çalışmaların tam anlamıyla arkasındayız” dedi.
“BES en güvenli liman”
BES’in vatandaşların finansal dayanıklılığı açısından önemine değinen Yaşar, sistemde bugün 2,7 trilyon liraya yaklaşan fon bulunduğunu söyledi. Bu büyüklüğün vatandaşların geleceği ve Türkiye’nin uzun vadeli tasarruf kapasitesi bakımından önemli olduğunu belirten Yaşar, asıl konunun yalnızca fon büyüklüğü olmadığını; katılımcı birikimlerinin ve haklarının korunmasıyla sisteme güvenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yaşar, “Dayanıklılık, yalnızca afetlere karşı değildir. Vatandaşımızın geleceğe karşı finansal dayanıklılığını da güçlendirmeliyiz. Bireysel Emeklilik Sistemi’nin bugün 2,7 trilyon liraya yaklaşan devasa bir fon büyüklüğü var. Bu büyüklük, hem vatandaşımızın geleceği hem de ülkemizin uzun vadeli tasarruf kapasitesi açısından son derece önemli. Burada temel mesele yalnızca fon büyüklüğü değil katılımcının birikiminin ve haklarının korunması, sisteme duyduğu güvenin güçlendirilmesi ve uzun vadeli tasarrufun teşvik edilmesidir. Son yaşananlar göstermiştir ki BES, vatandaşlarımız ve bireysel tasarruf sahipleri için en güvenli limandır.” dedi.
İklim riskleri sigortacılığın gündeminde
İFM Genel Müdürü Ahmet İhsan Erdem, sigortacılığın finansal sistemin ayrılmaz unsurlarından biri olduğunu söyledi. Erdem, güçlü bir finansal sistemin riskleri ölçen, yöneten ve belirsizliklere karşı dayanıklılığı artıran bir sigorta piyasasına ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Zirvenin temasının bu açıdan önem taşıdığını ifade eden Erdem, “İklim değişikliğinin etkileri artık çevresel sonuçlarla sınırlı kalmıyor. Ekonomik faaliyetleri, yatırımları, altyapıyı, varlıkları ve finansal kararları doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağı bir dönemde sigorta sektörünün iklim dayanıklılığı ve finansmanı konusundaki deneyiminin farklı paydaşlarla paylaşılması değerli bir fırsat sunuyor.” dedi.
İstanbul Finans Merkezinin bankalar, katılım finans kuruluşları, düzenleyici kurumlar, Fintech şirketleri, sigorta şirketleri ve profesyonel hizmet sağlayıcılarının yer aldığı bütünleşik bir finansal ekosistem olduğunu belirten Erdem, “Bu ekosistemin iki temel bileşeni mev” ifadelerini kullandı.