IMF, küresel finansal sistemin güçlü büyüme ve şirket kârlılıklarıyla dayanıklılığını koruduğunu, ancak yapay zeka kaynaklı piyasa düzeltmesi, devlet tahvili faizlerindeki sert yükseliş ve siber saldırıların giderek büyüyen riskler oluşturduğunu açıkladı.
IMF’nin finansal istikrar uyarısı
Uluslararası Para Fonu (IMF), Küresel Finansal İstikrar Raporu’nun “Dayanıklılık, Risk ve Dönüşüm” başlıklı Ekim 2026 sayısını yayımladı. Fon ayrıca raporun “Dayanıklılığın Altında: Artan Riskler, Çözülmemiş Kırılganlıklar” başlıklı ilk bölümüne ilişkin blog yazısını paylaştı.
Yazıda, finansal koşulların görece elverişli seyrettiği belirtilirken, söz konusu üç riskin mevcut kırılganlıklarla birleşmesi halinde daha geniş çaplı finansal stres yaratabileceği vurgulandı. Yüksek borçlanma, likidite kıtlığı ve piyasalar arasındaki güçlü bağlantıların, olası şokları daha geniş bir finansal baskıya dönüştürebileceği kaydedildi.
Yapay zeka yatırımlarında kaldıraç riski
IMF, yapay zekaya yönelik yatırımların küresel ekonomik faaliyeti desteklediğini ve sektördeki şirketlerin güçlü kâr artışları elde ettiğini belirtti. Ancak yatırımların ve kârlılığın beklentilerin altında kalması, yapay zeka ile bağlantılı varlık fiyatlarında düzeltmeye yol açabilir.
Hiper ölçekli şirketlerin daha fazla borçlandığına, yatırımcıların yapay zeka hisselerine yatırım yapmak için kaldıraç kullanımını artırdığına dikkat çekildi. Sektör şirketleri arasındaki hisse ve borç akışlarına dayalı döngüsel finansman anlaşmalarının da risk taşıdığı ifade edildi.
Yazıda, “2023’ten bu yana gerçekleşen bu tür 14 işleme yönelik incelememiz, gelecekteki 1,4 trilyon dolarlık gelir taahhüdü karşılığında yaklaşık 300 milyar dolarlık öz sermaye yatırımı ve 650 milyar dolarlık borçlanma yapıldığını ortaya koydu.” ifadeleri yer aldı.
Tahvil faizleri ve finansal baskı ihtimali
Artan enerji fiyatlarının yarattığı enflasyon baskısı, mali kaygılar ve bazı ekonomilerde beklentileri aşan büyümenin devlet tahvili faizlerini yukarı çektiği hatırlatıldı. Tahvil faizlerinin küresel finansal kriz öncesindeki seviyelere dönmesinin muhtemel olduğu belirtildi.
Yüksek mali dengesizlikler ile tahvil piyasalarındaki kaldıraçlı işlemlerden kaynaklanan olumsuz geri besleme döngülerinin risk oluşturduğu kaydedildi. Merkez bankalarının bilançolarını küçültmesiyle, fiyat değişimlerine duyarlı yatırımcılara bağımlılığın arttığı; tahvil faizlerindeki yükselişin diğer varlıkların değerini ve teminat olarak kullanılan tahvillerin değerini düşürebileceği ifade edildi.
Siber saldırılar sistemik riski artırıyor
Finans sektörünün dijitalleşmesi ve daha fazla birbirine bağlanması, siber saldırıları sistemik risklerin büyüyen kaynaklarından biri haline getiriyor. Büyük ölçekli bir saldırının ödeme sistemlerini, alım satım işlemlerini, mevduatlara erişimi ve diğer kritik finansal hizmetleri durma noktasına getirebileceği belirtildi.
IMF, “Bir saldırının büyük bir finans kuruluşunu, ödeme sistemini, bulut sağlayıcısını veya yazılım platformunu hedef alması durumunda bu tehlike daha da belirginleşir ve aksamanın giderek daha entegre hale gelen finansal sistem geneline yayılmasına zemin hazırlar.” değerlendirmesini yaptı.
Bu yıl bildirilen vakaların yüzde 70’inden fazlasında, saldırganların güvenlik açıklarından yararlanmasından önce yazılım sağlayıcılarının açıkları gidermek için neredeyse hiç zamanı olmadığı aktarıldı. Gelişmiş yapay zeka modellerinin hem saldırıları hem de savunma faaliyetlerini hızlandırabileceği vurgulandı.
Bu nedenle siber dayanıklılığın, olay bildirim süreçlerinin, kriz hazırlığının ve kritik üçüncü taraf hizmet sağlayıcılarının denetiminin önem kazandığı belirtildi.
Bankacılık sisteminde kırılganlıklar
Küresel bankacılık sisteminin genel olarak dayanıklı kaldığı, ancak zayıf halkaların bulunduğu ifade edildi. Olumsuz stres senaryosunda, küresel bankacılık varlıklarının yüzde 22’sini temsil eden bankaların stres sonrası sermaye yeterlilik oranlarının yasal sınırların altına inebileceği kaydedildi. Bu oran bir yıl önce yüzde 18 seviyesindeydi.
Bu bankaların banka dışı finansal aracılarla bağlarının derinleştiği ve bunun stresin yayılması için yeni kanallar oluşturduğu belirtildi. Banka dışı finansal kuruluşların likit olmayan varlıklara ve türev ürünlere yöneldiği, aynı varlık yöneticilerine bağımlılıklarının arttığı ve bu durumun finansal şokları büyütebileceği ifade edildi.
Gelişmekte olan ekonomilerde tahvil faizlerinin yükseldiği, gelişmiş ekonomilere kıyasla getiri farklarının görece düşük kaldığı belirtildi. Bununla birlikte küresel şokların bu ülkelerin tamponlarını zayıflatabileceği ve dış kırılganlıklarını artırabileceği uyarısı yapıldı.
IMF’den üç politika önceliği
Yüksek kamu borcu, yeniden ortaya çıkan enflasyon baskıları ve artan borçlanma maliyetleri nedeniyle politika yapıcıların olası şoklarda ekonomiyi desteklemek için geçmişe göre daha dar bir hareket alanına sahip olduğu vurgulandı.
IMF, korunmaya yönelik politikalar kapsamında üç öncelik sıraladı: Kamu borcunu sürdürülebilir bir patikaya oturtmak, yapay zeka, özel kredi ve diğer banka dışı finans sektörlerinde kaldıraç ile likidite uyumsuzluklarını sınırlamak ve siber savunma kapasitesini güçlendirmek.
Gelişmekte olan ekonomilerin finansal koşullar elverişliyken ekonomik tamponlarını yeniden oluşturması gerektiği belirtilerek, riskler yükselirken proaktif politikaların olası şoklara hazırlanmanın en iyi yolu olduğu kaydedildi.