İBB’ye yönelik yolsuzluk davasının 101’inci duruşmasında mahkeme, aralarında mühendis Tolga Kılıç ve İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek’in de bulunduğu 7 sanığın tahliyesine hükmetti. Duruşma 2 Kasım tarihine ertelendi.
53’ü tutuklu 436 sanık hakim karşısında
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanık, İBB’ye yönelik “Yolsuzluk” davasının 101’inci duruşmasına katıldı. Duruşmada Ekrem İmamoğlu savunma yaptı.
Mahkeme; mühendis Tolga Kılıç, Ağaç AŞ şefi Fatih Temür, İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek, Ağaç AŞ Genel Müdür Yardımcısı Aytekin Karaarslan, iş insanı Adem Başer, İBB Kentsel Ekolojik Sistemler Şube Müdürü Nilgün Cendek ve Ağaç AŞ eski Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın tahliyesine karar verdi.
Davanın bir sonraki duruşması 2 Kasım’da yapılacak.
İddianamede 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapis talebi
İmamoğlu hakkında yürütülen “Yolsuzluk” soruşturmasının tamamlanmasının ardından 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlanmıştı. İddianamede “Örgüt lideri” olarak adı geçen İmamoğlu’nun; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “Rüşvet”, “Suç gelirlerinin aklanması”, “Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık”, “Kişisel verilerin kaydedilmesi”, “Kişisel verileri ele geçirme ve yayma”, “Suç delillerini gizleme”, “Haberleşmenin engellenmesi”, “Kamu malına zarar verme”, “Rüşvet alma”, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “İrtikap”, “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “İhaleye fesat karıştırma”, “Çevrenin kasten kirletilmesi”, “Vergi usul kanununa muhalefet”, “Orman kanununa muhalefet” ve “Maden kanununa muhalefet” suçlarını işlediği öne sürülüyor.
İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İmamoğlu: Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu
İmamoğlu savunmasında toplumsal huzur ve karşılıklı güven vurgusu yaptı. “Huzur, devletine güvenen insanlardan oluşan toplumdur. Bunun kadar önemli olan bir başka güven daha vardır. Birbirimize güvenmek. Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu. Çatık kaşlar, asık suratlar… 25 yıl aynı koltuktan insanlara korkuyu, öfkeyi, şiddeti, kötü kötü göstermekten yeter, bıktı mı millet? Güler yüz istiyor insan. Samimiyet istiyor, neşe istiyor, umut istiyor. Kimliklerimizi birbirimize karşı silah hâline getirmekten yoruldu. Mahallelerimizi birbirinden ayırmaktan, yaşam tarzlarımızı yarıştırmaktan, farklılıklarımızı sürekli bir korku sebebi hâline getirmekten yoruldu. Biz bunu değiştireceğiz. Biz bunu İstanbul’da yaptık. Bir memleketin nasıl yönetildiğini, insanına nasıl davrandığını anlamak istiyorsanız bazen her şeyden sıyrılıp önce sofranıza bakacaksınız. Kimler oturuyor o sofrada. Kimler ayakta bekliyor, kimler kapıda bırakılmış. Kimin önüne bir lokma ekmek koyulmuş, kimin tabağı boş ve en önemlisi, o sofrada kimin söz hakkı var. Kim ötelenmiş. Bu hakikati yıllarca unutturmaya çalıştılar bize. Bir başkasına yer açarsan senin yerin daralır, dediler. Yerini çalar bile dediler. Bizi birbirimizin varlığıyla korkuttular. Sofrayı daralttık, kapıları kapattık. Sonra da ‘Bu memleket neden huzur bulamıyor?’ diye sorduk. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır” dedi.
“Bu dosyada 31 Mart’ta sandığa giden milyonlar yargılanıyor”
İmamoğlu, dosyanın yalnızca kendisiyle ilgili olmadığını savunarak şu ifadeleri kullandı: “Bu dosyanın kapağında benim adım yazıyor; ‘Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü.’ Bu dosyada yargılanmak istenen ben değilim. Bu dosyada 31 Mart’ta sandığa giden milyonlar yargılanıyor. Ben burada savunma yapmıyorum. Bu iftiranameyi yazanları ve yazdıranları yargılıyorum. Bu salonda aylarca benden hesap soruldu, ben de şimdi milletimin huzurunda bu dosyanın defterini kapatıyorum. 560 milyar dediler, 560 kuruş bulamadılar. Rakamı 160 milyara indirdiler. ‘Örgüt’ dediler, şemaya koydukları adam ‘Ben örgüt yöneticisi değilim’ dedi. ‘Casus’ dediler, delil diye 5 dakikalık bir ziyaretin fotoğrafını koydular. Aynı beyefendinin devletin en üst düzey yetkilileriyle geçmişten bugüne onlarca fotoğrafı var. O Cumhurbaşkanı Yardımcısı, o Milli İstihbarat Başkanı; İmamoğlu hapiste ve casus. ‘Rüşvet’ dediler, rüşvet verdiği söylenen ‘Hissettik’ dedi. Parayı aldığı söylenen beni ilk defa Emniyet’te gördüğünü söyledi. Bizim elimizde noter var, tapu var, dekont var, Sayıştay var, Hazine izni var, kurum içi denetimler var. MAPEG yazısı var, Sosyal Güvenlik Kurumunun borcu yoktur yazısı var. Onların elinde ne var? Tahliye ile takas edilmiş, eşiyle, çocuğuyla, malıyla sıkıştırılmış insanların ağzından alınmış cümleler var. Bir de neyi bulacağı önceden söylenmiş bilirkişilerin raporları var. 155’e çıkartıldı eylem. Hangisinde bana dair somut bir belge var? Ben ayrıcalık istemiyorum. Bu ülkede yarın hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hakim karşısına çıkacak. Şafak vakti kapıları kırılmadan çıkacak insanlar, avukatlarıyla adil bir savunma yapacak insanlar; biz böyle bir Türkiye istiyoruz. Kapısı açılıp geceliğiyle kadını çekmek için gayret eden insanlar, sabah operasyonunu iffete, namusa saldıran bir anlayışı bu ülkeye yaşattırmamak için mücadele edeceğiz” diye konuştu.
Mahkemenin sorularını yanıtladı
Hakimin, Ertan Yıldız’ın “Ben İBB üst yönetiminde olduğum için farklı tarzda yapılanmaları gördüm” şeklindeki sözlerini hatırlatarak belediye içinde böyle bir yapılanma olup olmadığını sorması üzerine İmamoğlu, “Hukuksuz yöntemler yürüten ve insanları düşürdükleri bu durumlardan dolayı az önce bahsettiğiniz kişilerin defalarca vermiş olduğu tamamen mesnetsiz, kendilerini kurtarmak ve özgürlüklerine kavuşmak için verdikleri süslü kelimeler, süslü ifadeler… Verenler sonradan ‘Ben böyle demedim’ ya da ‘Şablondur’ diye de ifade etti” yanıtını verdi.
Hakimin, Yakup Öner’in anlatımındaki 100 bin doların elden alındığı iddiasını sorması üzerine İmamoğlu, “Öyle bir şey yok. O iddiasını tabii ki kabul etmiyorum” dedi.
Adem Soytekin’in, operasyon öncesinde İmamoğlu ve Avukat Mehmet Pelivan’ın sistemdeki aktörleri yanılttığı, nakit para bulunmasını engellediği ve bazı para ya da belgelerin Turan Taşkın Özer’e emanet edilmesini istediği yönündeki sözleri de duruşmada gündeme geldi. İmamoğlu, Soytekin’le böyle bir görüşme yapıp yapmadığı sorusuna şu yanıtı verdi: “Herkese tedbir al demişim de kendim tedbir almamışım yani. Hesaplarımda para duruyor, babamın hesabında para duruyor, para hareketleri belli, 1 ay önce hangi para varsa hâlâ o para hesapta duruyor. Ben 1 lira bile hesabımdan çekmemişim ama herkese laf yetiştirmişim. İnanın şu sohbetin 10’da 1’i kadar Adem’le sohbetimiz yok bizim 15 senedir”.
Hakimin Aziz İhsan Aktaş’la ilgili sorusuna ise İmamoğlu, “Allah korusun” karşılığını verdi.
Villa iddiasına ilişkin açıklama
Mahkeme başkanının devredildiği iddia edilen villalarla ilgili sorusunu da yanıtlayan İmamoğlu, devredilenin villa değil, iki eve sahip bir şirket olduğunu söyledi.
İmamoğlu’nun anlatımına göre, söz konusu iki ev 35 yıllık olup deprem güçlendirmesine tabi tutuldu. Üçüncü ev satın alınamayınca iki ev kaldı. Bu iki eve karşılık üç ev ya da üç villa ve ayrıca 500 bin dolar üzerinden bir hesaplama yapıldı. Toplam büyüklüğün bin 500 metrekare olduğunu belirten İmamoğlu, ilk anlaşmada 87 milyon lira artı 500 bin dolar ve bir villa üzerinde mutabakata varıldığını aktardı.
87 milyon liranın bir yılda ödenememesi üzerine şirketinin iki villa daha verdiğini belirten İmamoğlu, “Dolayısıyla alınan, deprem güçlendirilmesi yapılan iki tane villa ve verilen de üç tane villa artı 500 bin dolar. Yani size ifade edildiği gibi ‘Kâr etmedim, zarar ettim’ İmamoğlu ile Nuhoğlu şirketleri arasında yapılacak bir hesap kitap değil. O günün koşullarında el sıkışılmış, sonradan ‘Az kâr ettim, değerlendi, şu oldu, bu oldu’ yapıldı” dedi.
Duruşmada savcının “Sanık Gülibrahimoğlu ile telefonlarınızın” sözleriyle başlayan sorusunun devamı ve İmamoğlu’nun bu konudaki yanıtı kaynak metinde yer almadı.