Fon krizinde zararın 20 milyar dolar seviyesinde kalması, büyüme üzerindeki doğrudan etkinin sınırlı olacağına işaret ediyor. Buna karşın düzenleme ve denetim mekanizmalarına duyulan güvenin sarsılması; döviz talebi, sermaye hareketleri, enflasyon ve büyüme üzerinde daha kalıcı sonuçlar yaratabilir.
Enflasyonda iki farklı etki kanalı
Fon krizinin enflasyon üzerindeki etkisi tartışılırken öncelikle zararın gerçek boyutunun bilinmediği vurgulanıyor. Olayın ilk ortaya çıktığı dönemde 15-20 milyar dolarlık olası bir kayıptan söz edilmişti. Ancak bu tutarın ne kadarının geri alınabileceği ve fon katılımcılarının zararının ne ölçüde azaltılabileceği henüz netleşmiş değil.
Enflasyon açısından ilk kanal talep üzerinden işliyor. Zarar gören fon yatırımcılarının gelirlerindeki düşüş tüketim harcamalarını azaltırsa, bu durum fiyat artışlarını sınırlayıcı yönde etki gösterebilir. İkinci kanal ise güven başlığı altında ortaya çıkıyor. Tasarruf sahiplerinin dövize ve döviz cinsinden finansal varlıklara yönelmesi kur üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Ayrıca finans piyasalarındaki düzenleme ve denetime ilişkin olumsuz algı, Türkiye’ye sermaye girişini azaltabilir veya mevcut sermayenin ülkeden çıkmasına yol açabilir. Bu gelişmeler de kur ve enflasyon üzerinde artırıcı etki yaratır.
20 milyar dolarlık kaybın büyümeye etkisi
20 milyar dolarlık bir zarar varsayımında bu tutar, Orta Vadeli Program’daki 2026 GSYH tahmininin yüzde 1,2’sine, 2027 tahmininin ise yüzde 1,1’ine karşılık geliyor. Özel tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 55 civarında olduğundan, söz konusu zarar özel tüketimin yüzde 2,1’ine denk geliyor.
Ancak kaybın tüketim harcamalarına birebir yansıması beklenmiyor. Çünkü fonda yatırımı bulunmayan, özellikle asgari ücrete yakın ücretle çalışanlar ve çoğu emekli, bu zarardan doğrudan etkilenmiyor. Fon yatırımcılarının gelirlerinden tüketime ayırdığı payın da diğer gruplar kadar yüksek olmayabileceği belirtiliyor. Bu nedenle zarar 20 milyar dolar düzeyinde kalırsa büyüme üzerinde olumsuz bir etki oluşsa bile bunun önemli ölçüde sınırlı kalması bekleniyor.
Belirleyici unsur: Denetim ve hesap verme süreci
Fon krizinin enflasyon ve büyüme üzerindeki nihai etkisi, büyük ölçüde güven kanalının nasıl işleyeceğine bağlı olacak. Kovuşturma, hesap sorma ve sorumluların yargı önüne çıkarılması ne kadar şeffaf ve inandırıcı yürütülürse, güven kaybının ekonomiye yansıması da o kadar sınırlı kalabilir.
Asıl kritik konu ise geçici ekonomik etkiden çok, olayın nasıl meydana gelebildiği. Bunca düzenleyici ve denetleyici kurumun varlığına rağmen bu durumun neden daha önce önlenemediği ve aynı kurumların benzer bir olayın tekrar yaşanmasını engelleyip engelleyemeyeceği, güven açısından belirleyici olacak.